Gündem
Canlı doğan bebek sayısı 1 milyon 79 bin 842 oldu
Canlı doğan bebek sayısı 2021 yılında 1 milyon 79 bin 842 oldu. Canlı doğan bebeklerin yüzde 51,3’ü erkek, yüzde 48,7’si kız oldu.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2021 yılı Doğum İstatistikleri’ni paylaştı. Buna göre, Canlı doğan bebek sayısı 2021 yılında 1 milyon 79 bin 842 oldu. Canlı doğan bebeklerin yüzde 51,3’ü erkek, yüzde 48,7’si kız oldu.
Toplam doğurganlık hızı 1,70 çocuk oldu
Toplam doğurganlık hızı, bir kadının doğurgan olduğu dönem olan 15-49 yaş grubunda doğurabileceği ortalama çocuk sayısını ifade etmektedir. Toplam doğurganlık hızı, 2001 yılında 2,38 çocuk iken 2021 yılında 1,70 çocuk olarak gerçekleşti. Yani, bir kadının doğurgan olduğu dönem boyunca doğurabileceği ortalama çocuk sayısı 2021 yılında 1,70 oldu. Bu durum, doğurganlığın nüfusun yenilenme düzeyi olan 2,10’un altında kaldığını gösterdi.
Toplam doğurganlık hızının en yüksek olduğu il 3,81 çocuk ile Şanlıurfa oldu
Toplam doğurganlık hızının en yüksek olduğu il 2021 yılında 3,81 çocuk ile Şanlıurfa oldu. Bu ili 3,18 çocuk ile Şırnak, 2,78 çocuk ile Mardin izledi. Toplam doğurganlık hızının en düşük olduğu il ise 1,21 çocuk ile Kütahya oldu. Bu ili 1,25 çocuk ile Bartın, 1,26 çocuk ile Zonguldak izledi.
Toplam doğurganlık hızının Avrupa Birliği üye ülkeleri ortalaması, 2020 yılında 1,50 çocuk oldu
Avrupa Birliği üyesi 27 ülkenin toplam doğurganlık hızları incelendiğinde, 2020 yılında en yüksek toplam doğurganlık hızına sahip olan ülkenin 1,83 çocuk ile Fransa olduğu, en düşük toplam doğurganlık hızına sahip olan ülkenin ise 1,13 çocuk ile Malta olduğu görüldü. Toplam doğurganlık hızı 2020 yılında binde 1,76 olan Türkiye, Avrupa Birliği üyesi ülkeler arasında 3. sırada yer aldı.
Kaba doğum hızı binde 12,8 oldu
Kaba doğum hızı, bin nüfus başına düşen canlı doğum sayısını ifade etmektedir. Kaba doğum hızı, 2001 yılında binde 20,3 iken 2021 yılında binde 12,8 oldu. Diğer bir ifade ile 2001 yılında bin nüfus başına 20,3 doğum düşerken, 2021 yılında 12,8 doğum düştü.
Kaba doğum hızının en yüksek olduğu il binde 29,1 ile Şanlıurfa oldu
Kaba doğum hızı illere göre incelendiğinde, 2021 yılında kaba doğum hızının en yüksek olduğu il binde 29,1 ile Şanlıurfa oldu. Bu ili binde 25,4 ile Şırnak, binde 22,6 ile Mardin izledi. Kaba doğum hızının en düşük olduğu il ise binde 8,0 ile Zonguldak oldu. Bu ili binde 8,2 ile Bartın, binde 8,5 ile Giresun, Kırklareli, Çanakkale ve Edirne izledi.
Kaba doğum hızının Avrupa Birliği üye ülkelerinden daha yüksek olduğu görüldü
Türkiye’nin kaba doğum hızının Avrupa Birliği üyesi 27 ülkenin kaba doğum hızlarından daha yüksek olduğu görüldü. Avrupa Birliği üyesi 27 ülkenin kaba doğum hızları incelendiğinde, 2020 yılında en yüksek kaba doğum hızına sahip olan ülkenin binde 11,2 ile İrlanda olduğu, en düşük kaba doğum hızına sahip olan ülkenin ise binde 6,8 ile İtalya olduğu görüldü.
Yaşa özel doğurganlık hızının en yüksek olduğu yaş grubu 25-29 oldu
Yaşa özel doğurganlık hızı, belli bir yaş grubunda bin kadın başına düşen ortalama canlı doğan çocuk sayısını ifade etmektedir. Yaş grubuna göre doğurganlık hızı incelendiğinde, 2001 yılında en yüksek yaşa özel doğurganlık hızı binde 144 ile 20-24 yaş grubunda iken 2021 yılında binde 113 ile 25-29 yaş grubunda görüldü. Bu durum, doğurganlığın kadının daha ileri yaşlarında gerçekleştiğini gösterdi.
Adölesan doğurganlık hızı düşt
Adölesan doğurganlık hızı, 15-19 yaş grubunda bin kadın başına düşen ortalama canlı doğan çocuk sayısını ifade etmektedir. Adölesan doğurganlık hızı, 2001 yılında binde 49 iken 2021 yılında binde 13’e düştü. Diğer bir ifadeyle, 2021 yılında 15-19 yaş grubundaki her bin kadın başına 13 doğum düştü.
Adölesan doğurganlık hızının Avrupa Birliği üye ülkeleri ortalaması binde 8 oldu
Avrupa Birliği üyesi 27 ülkenin adölesan doğurganlık hızları incelendiğinde, 2020 yılında en yüksek adölesan doğurganlık hızının olduğu ülke binde 38 ile Bulgaristan, en düşük adölesan doğurganlık hızının olduğu ülke ise binde 2 ile Danimarka ve Hollanda oldu. Adölesan doğurganlık hızı 2020 yılında binde 15 olan Türkiye, Avrupa Birliği üyesi 8 ülke ile beraber Avrupa Birliği ortalamasının üzerinde yer aldı.
Doğum yapan annelerin ortalama yaşı 29,1 oldu
Doğumlarını 2001 yılında gerçekleştiren annelerin ortalama yaşı 26,7 iken 2021 yılında 29,1 oldu. İlk doğumunu 2021 yılında gerçekleştiren annelerin ortalama yaşı ise 26,7 oldu.
İlk doğumdaki ortalama anne yaşının en yüksek olduğu il 28,4 ile İstanbul oldu
İlk doğumdaki ortalama anne yaşı illere göre incelendiğinde, 2021 yılında ilk doğumda ortalama anne yaşının en yüksek olduğu il 28,4 ile İstanbul oldu. Bu ili 28,0 yaş ile Eskişehir, Rize, Trabzon ve Artvin, 27,9 yaş ile Muğla, İzmir ve Ankara izledi. İlk doğumdaki ortalama anne yaşının en düşük olduğu il ise 23,6 ile Ağrı oldu. Bu ili 23,9 yaş ile Muş, 24,2 yaş ile Şanlıurfa izledi.
Doğumların yüzde 3,1’i çoğul doğum olarak gerçekleşti
Doğumların 2021 yılında yüzde 3,1’i çoğul doğum olarak gerçekleşirken, bu doğumların yüzde 96,2’si ikiz, yüzde 3,5’i üçüz ve yüzde 0,3’ü dördüz ve daha fazla bebek olarak gerçekleşti.
Doğumların yüzde 35,8’i annenin ilk doğumu olarak gerçekleşti
Doğum sırasına göre doğumlar incelendiğinde, 2021 yılında doğumların yüzde 35,8’inin ilk, yüzde 32,2’sinin ikinci, yüzde 18,2’sinin üçüncü, yüzde 13,1’inin ise dördüncü ve üzeri doğum olarak gerçekleştiği görüldü.
Gündem
Bir Öğretmenin Kahramanlık Hikayesi: Ayla Kara…
Kahramanmaraş’ın Onikişubat ilçesinde, Ayser Çalık Ortaokulu’nda yaşanan o menfur saldırı, yalnızca bir eğitim neferini değil; bir annenin şefkatini, bir eşin yoldaşlığını ve bir milletin vicdanını hedef aldı. Bugün geriye, yürekleri dağlayan bir hikâye ve asla unutulmayacak bir fedakârlık kaldı: Ayla Kara…
Kahramanmaraş’ın Onikişubat ilçesinde, Ayser Çalık Ortaokulu’nda yaşanan o menfur saldırı, yalnızca bir eğitim neferini değil; bir annenin şefkatini, bir eşin yoldaşlığını ve bir milletin vicdanını hedef aldı. Bugün geriye, yürekleri dağlayan bir hikâye ve asla unutulmayacak bir fedakârlık kaldı: Ayla Kara…
Ayla Öğretmen, sadece görevini yapan bir eğitimci değildi. O, öğrencilerini kendi evladı gibi gören, onların mutluluğunu kendi mutluluğu bilen, geleceği ilmek ilmek işleyen bir gönül insanıydı. Ve o gün, karanlığın en keskin anında, bir öğretmenin ne demek olduğunu herkese bir kez daha gösterdi. Kendi hayatını hiçe sayarak öğrencilerini korumak için kendini siper etti. Bu fedakârlık, sıradan bir vazife anlayışının ötesinde; inancımızda ve milletimizin vicdanında “şehadet” olarak karşılık bulan yüce bir mertebenin ifadesidir. Ayla öğretmen, görevini ifa ederken canını feda ederek şehadete yürümüştür.
Geride gözü yaşlı bir eş ve üç evlat bıraktı Ayla Öğretmen… En ağır yük de onların omuzlarında şimdi. Bir annenin yokluğu, hiçbir kelimenin dolduramayacağı bir boşluktur. Nitekim Perşembe günü Tekir Mahallesi’ndeki aile mezarlığında toprağa verilirken, çocuklarının “Anne… Anneciğim…” diye yükselen feryatları, yalnızca orada bulunan yüzlerce insanın değil, tüm bir toplumun yüreğine kor gibi düştü. O an, zaman durdu; gözyaşları konuştu, kelimeler sustu.
Cenaze namazında saf tutan yüzlerce insan, aslında bir öğretmeni değil; bir şehidi uğurladı. Bir değeri, bir adanmışlığı, bir insanlık örneğini omuzlarında taşıdı. Her bir omuz, onun fedakârlığına şahitlik etti. Her bir dua, onun tertemiz hatırasına yükseldi. Ve o kalabalık, bize bir gerçeği bir kez daha hatırlattı: Gerçek öğretmenler, yalnızca ders anlatmaz; gerektiğinde canını ortaya koyar ve bu uğurda şehadete yürür.
Bugün Ayla Öğretmen aramızda değil. Ama onun bıraktığı iz, yetiştirdiği öğrencilerde, dokunduğu hayatlarda ve en önemlisi de gösterdiği o tarifsiz cesarette yaşamaya devam edecek. O, bir mesleğin değil; bir vicdanın, bir merhametin ve bir adanmışlığın adı olarak hafızalara kazınmıştır.
Bu elim hadise, bizlere sadece derin bir acı bırakmamış; aynı zamanda büyük bir sorumluluğu da omuzlarımıza yüklemiştir.
Buradan yetkililere açık ve net bir çağrıda bulunuyoruz:
Görevi başında, öğrencilerini korumak uğruna hayatını feda ederek şehadete kavuşan eğitim çalışanlarımızın, yasal olarak da “şehit” statüsünde değerlendirilmesi artık bir zaruret haline gelmiştir. Bu fedakârlığın karşılığı, yalnızca gönüllerde değil; hukuk nezdinde de teslim edilmelidir. Ayla Öğretmen gibi nice eğitim neferinin hatırasına ve geride bıraktıkları emanetlere karşı bu, millet olarak boynumuzun borcudur.
Ayla Öğretmen… Sen, öğrencilerin için canını feda eden bir şehit olarak bu milletin kalbinde yaşayacaksın. Geride bıraktığın emanetler, yalnızca ailene değil; bu ülkenin vicdanına emanet. Ve bizler, seni unutmayacağız.
Ruhun şad, mekânın cennet olsun.
MEHMET ÇETİN
Gündem
5,2 Büyüklüğündeki Deprem, Kısa Süreli Paniğe Neden Oldu
Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) verilerine göre, saat 08.52’de merkez üssü Van’ın Tuşba ilçesi olan 5,2 büyüklüğünde bir sarsıntı kaydedildi. Depremin yerin yaklaşık 7 kilometre derinliğinde gerçekleştiği bildirildi.
Sarsıntı yalnızca Van ile sınırlı kalmadı; çevre iller olan Ağrı, Bitlis, Iğdır ve Hakkari’de de hissedildi. Depremi yaşayan birçok vatandaş, yaşadıkları anları sosyal medya üzerinden paylaşarak durumu duyurdu.
Ana depremin ardından saat 09.00 sıralarında 3,2 büyüklüğünde bir artçı sarsıntı daha meydana geldi.
Gündem
Su Kayıplarının Yüzde 35’i Altyapı Ve Depolama Sistemlerinden Kaynaklanıyor!
Türkiye’de suyun önemli bir bölümü, altyapı yetersizlikleri ve depolama sistemlerindeki sorunlar nedeniyle kullanıcıya ulaşmadan kayba uğruyor; bu durum hem su kaynaklarını tehdit ediyor hem de sağlık ve yapı güvenliği açısından ciddi riskler oluşturuyor.
22 Mart Dünya Su Günü kapsamında açıklamalarda bulunan Ekomaxi Genel Müdür Yardımcısı Ömer Bera Yağız, suyun güvenliği için yapılması gerekenlere dikkat çekti.
Suyun yaşam alanlarımıza ulaşana kadar kalitesini ne ölçüde korunduğunu ve ne kadarının yolda kaybolduğunu bilmiyoruz. Türkiye’de suyun yaklaşık yüzde 35’i altyapı sorunları ve depolama sistemlerindeki yetersizlikler nedeniyle henüz kullanıcıya ulaşmadan kayba uğruyor. Üstelik bu kayıplar yalnızca bina içi tesisatlar ve depolarla sınırlı kalmıyor. Belediyeler ve su idareleri tarafından kullanılan betonarme su depolarında oluşan çatlaklar ve sızıntılar da ciddi miktarda su kaybına neden oluyor. Bu durum, hem ülke ekonomisi hem de sürdürülebilir su yönetimi açısından büyük bir tehdit oluşturuyor.
SAĞLIK SORUNLARINA NEDEN OLUYOR
Betonarme depolarda oluşan mikro çatlaklar, aynı zamanda suyun dış etkenlerle temas etmesine yol açarak; bakteri, yosun ve diğer zararlı oluşumlar için uygun bir ortam hazırlıyor. Bu da mide ve bağırsak enfeksiyonlarından bağışıklık sistemi problemlerine kadar uzanan sağlık sorunlarını beraberinde getirebiliyor. Öte yandan fark edilmeyen su kaçakları, binaların temelinde nem, küf ve zamanla yapısal hasar oluşmasına da neden olabiliyor.
SU KAYBOLUYOR, KALİTESİ BOZULUYOR, YAPILAR ZARAR GÖRÜYOR
22 Mart Dünya Su Günü kapsamında açıklamalarda bulunan Yağız, suyun güvenliği için yapılması gerekenlere dikkat çekti:
“Türkiye’de suyun önemli bir bölümü şebekeye verildikten sonra kayboluyor. Bu kayıplar yalnızca bina içindeki depolarda değil, belediyelerin kullandığı betonarme su depolarında da meydana geliyor. Depremler nedeniyle statik taşıyıcılığını kaybeden betonarme su depolarında zamanla çatlama ve sızdırma problemleri oluşabiliyor. Bu durum su kaybının yanı sıra binalarda yapısal hasar oluşmasına ve suyun dış etkenlere açık hale gelmesine neden oluyor.
BELEDİYELER YENİ NESİL ÇÖZÜMLERE YÖNELİYOR
Geleneksel depolama yöntemlerinin yarattığı bu sorunları ortadan kaldırmak amacıyla belediyeler, su ve kanalizasyon idareleri ile apartman ve site yönetimleri, alternatif sistemlere yöneliyor. Yenilikçi ve çevreci bir teknoloji olan GRP su depoları, bu noktada öne çıkan çözümler arasında yer alıyor. Gelişmiş ülkelerde uzun yıllardır yaygın olarak kullanılan bu sistemler, Türkiye’de de giderek daha fazla tercih ediliyor.”
“GRP DEPOLAR SUYUN YAPISINI KORUYOR, KAYIPLARI ÖNLÜYOR”
GRP su depolarının teknik avantajlarına da dikkat çeken Yağız, sözlerini şöyle sürdürdü:
“GRP su depolarını, yüksek mühendislik malzemesi olarak tanımlanan ve SMC (Cam elyaf takviyeli kompozit) olarak adlandırılan özel bir malzeme ile üretiyoruz. Bu yapı sayesinde depolar yüksek mukavemet gösterirken, düşük ısı iletkenliği sayesinde aşırı sıcak ve soğuk hava koşullarından minimum düzeyde etkileniyor. Böylece hem sızıntıları önlüyoruz hem de suyun içerisinde yosun, mantar ve bakteri oluşumunu engelleyerek hijyenik yapının korunmasını sağlıyoruz.” dedi.
-
Sağlık25/04/2026 02:07Nedeni Bilinmeyen Diz Ağrılarının Altından ‘Lipödem’ Çıkabilir!
-
Kahramanmaraş30/04/2026 20:35Kahramanmaraş’ın Yeni Nesil Gençlik ve Spor Kompleksi Hızla Yükseliyor
-
Kahramanmaraş30/04/2026 20:30Bertiz’de Kabarcık Üzümüne Doğal Koruma Hamlesi
-
Kahramanmaraş30/04/2026 19:39Çınaraltı Sosyal Tesisleri’nde Son Hazırlıklar Yapılıyor
-
Kahramanmaraş30/04/2026 16:41Başkan Toptaş’tan 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü Mesajı
-
Ekonomi28/04/2026 20:57KMTSO Başkanı Buluntu: “Kahramanmaraş Üretmeye Devam Ediyor”
-
Spor30/04/2026 19:45Kahramanmaraş İstiklalspor’un TFF 1. Lig Umudu Rövanş Maçına Kaldı
-
Kahramanmaraş30/04/2026 19:38Uluslararası İş Birliğiyle Şehrin Geleceğine Önemli Adım
