Sağlık
Böbrek Nakli Ameliyatı İle Yaşama Yeniden Döndü
Alport Sendromu (İlerleyici böbrek yetmezliği, işitme kaybı ve gözlerde anormalliklerle seyreden genetik bir hastalık) olan üç kardeş, SANKO Üniversitesi Hastanesi Organ Nakli Merkezinde 10 yıl içinde aralıklarla yapılan böbrek nakli ameliyatı ile umut buldu.
SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı Öğr. Üyesi ve Organ Nakil Merkezi Sorumlu Hekimi Doç. Dr. Yücel Yüksel, SANKO Üniversitesi Hastanesi Organ Nakil Ekibi olarak Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı’ndan Dr. Öğr. Üyesi Kenan Demirbakan’la Adana’dan bağışlanan kadavra böbreği Alport Sendromlu Onur Orçan’a (32) başarılı bir operasyonla naklini gerçekleştirdiklerini söyledi.
Alport Sendromunun toplumda 5.000-10.000 kişide bir görülen hastalık olduğunu belirten Doç. Dr. Yüksel, “Çocukluk çağındaki böbrek yetmezliklerinin yüzde 2,5’nde, erişkinlerin ise yüzde 0,3’nde böbrek yetmezliğinin nedeni Alport Sendromudur” dedi.
Hastanın ameliyat sonrası altıncı günde taburcu edildiğini kaydeden Doç. Dr. Yüksel,
“Şu ana kadar her şey güzel ilerledi. Onur Bey’in Alport Sendromlu iki ağabeyi de önceki yıllarda hastanemizde böbrek nakli olmuştu” diye konuştu.
DOÇ. DR. MEHTAP AKDOĞAN
Alport Sendromunun ilerleyici böbrek yetmezliği, işitme kaybı ve gözlerde anormalliklerle seyreden genetik bir hastalık olduğunu anımsatan SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Ana Bilim Öğr. Üyesi Nefroloji Bölümünden Doç. Dr. Mehtap Akdoğan ise “Maalesef bu hastalığın kesin tedavisi yok. Hastalığın seyri erkek hastalarda daha hızlı olup, genellikle 16-35 yaş arasında hastada diyaliz ihtiyacı doğar” ifadelerini kullandı.
Onur Orçan’ın aile hikayesi olması nedeniyle bu hastalık açısından takip ve tedavi edildiğini ancak 2005 yılından itibaren diyaliz tedavisi görmeye başladığını anlatan Doç. Dr. Akdoğan, hastayla ilgili şu bilgileri paylaştı:
“Onur Beyin ağabeyleri daha önce hastanemizde böbrek nakli olmuş ve Nefroloji Bölümümüzde takibimdeydiler. Onur Bey diyaliz tedavisi görürken bir yandan da hastanemizde nakil için kadavra sırasına kayıtlı idi.
Ağabeyleri gibi kendisine de hastanemizde kadavradan nakil sırası geldi ve başarılı bir şekilde böbrek naklini gerçekleştirdik. Şu an takiplerinde hastamızın böbrek fonksiyonları son derece sağlıklıdır. Üç başarılı böbrek nakli ile Orçan Ailesine umut olmaktan son derece mutluyuz.”
ONUR ORÇAN
Alport Sendrom’lu dört kardeşten biri olan Kahramanmaraşlı 32 yaşındaki Onur Orçan, “10 yıl içinde ben ve iki ağabeyimin SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde böbrek nakli ile hayatı değişti” sözleriyle mutluluğunu dile getirdi.
Kahramanmaraş Devlet Hastanesi’nde memur olarak çalışan Onur Orçan, 7 yaşlarında idrarından kan geldiğini ve ailesinin kendisini sürekli farklı illerdeki hastanelere tanı konması ve tedavi görmesi ümidiyle götürdüğüne dikkat çekti.
“Yedi yaşımdan itibaren tedavi ve kontrollerle uğraştım. Ailemle birlikte hastanelerde çok zaman geçirmek zorunda kaldım” diyen Orçan, yaşadıklarını şöyle anlattı:
“2005 yılına kadar sürekli hastanelerdeydim. 2005 yılında yapılan biyopsi sonrası üç ağabeyimde görülen kronik bir böbrek hastalığı olan Alport Sendromu tanısı kondu. Ağabeylerimle bu hastalık için sürekli çözüm aradık. Ancak maalesef zamanında doğru teşhis konulamadığı için bir ağabeyim ilk diyalizinde vefat etti. Diğer ikisi diyalize girmeye devam etti.
Böbrek nakli için başvuru yaptık. 10 yıl önce SANKO Üniversitesi Hastanesi’nden büyük ağabeyime böbrek nakli için sıra geldiğini öğrenince çok mutlu olduk. Ağabeyim başarılı bir nakil geçirdi ve şu anda gayet sağlıklı. 8 yıl önce diğer ağabeyim de SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde böbrek nakli ameliyatı oldu ve şu an son derece sağlıklı.
2005 yılından bu yana Alport Sendromu’ndan dolayı diyalize bağlı yaşıyordum. Yakın zamanda SANKO Üniversitesi Hastanesi’nden gelen bir telefonla kadavradan böbrek çıktığını ve nakil için sırasının bana geldiğini öğrendiğimde yeniden yaşadığımın farkına vardım.”
Böbrek nakli ameliyatı sonrasında sağlığının çok iyi olduğunu vurgulayan Orçan, sözlerini şöyle tamamladı:
“Alport Sendromu hastalığından beni ve ağabeylerim kurtarıp yeni bir yaşam sunan SANKO Üniversitesi Hastanesi Organ Nakil Merkezi hekimleri ve personeline şükranlarımı sunuyorum. Bu ilgi ve konforu daha önce gittiğim yerlerde görmedim. İyi ki varsınız.”
Sağlık
Op. Dr. Devseren: Toplumun Yüzde 40’ı Baş Ağrısı Sorunu Yaşıyor
Dünya Sağlık Örgütü’ne göre toplumun yüzde 40’ında baş ağrısı sorunu yaşandığının altını çizen KBB Uzmanı Op. Dr. Nimet Özalp Devseren, migren semptomları, çeşitleri ve tedavisi hakkında açıklamalarda bulundu.

Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op.Dr. Nimet Özalp Devseren, toplumda en çok yaygın olan baş ağrısı tipleri hakkında bilgi verdi. Devseren, “Baş ağrıları toplumda son derece yaygın bir problemdir. Dünya Sağlık Örgütüne göre toplumun yüzde 40’ı baş ağrısı sorunlarıyla uğraşıyor. Yaygın olmakla birlikte her başağrısı tipi aynı değildir. En sık görülen baş ağrısı problemlerini ‘migren’ , ‘gerilim tipi baş ağrısı’ , ‘sinüs hastalıklarına bağlı baş ağrıları’ olarak sayabiliriz” dedi.
“7-10 GÜN ARASI BAŞ AĞRISI ÇEKİYORSANIZ DOKTORA BAŞVURUN”
Op. Dr. Devseren, baş ağrısı rahatsızlığı çekenlerin özellikle 7 ila 10 gündür baş ağrısı çekiyorlarsa bir doktora başvurmaları gerektiği uyarısında bulundu. Ağrı tipleri ve belirtileri hakkında bilgi veren KBB Uzmanı Devseren şunları söyledi: “Migrendeki ağrı keskin zonklayıcı ve genellikle kafanın tek tarafını tutan ağrı ile karakterizedir. Baş ağrısı ile birlikte mide bulantısı, sürekli yorgunluk hissi, dengesizlik hissi, bulanık görme gibi semptomlar eşlik edebilir. Migren nörolojik bir altyapıya sahip, hatta genetik geçiş gösteren bir hastalıktır.”
Bir diğer baş ağrı tipinin gerilim tipi baş ağrıları olduğunu belirten Devseren, “Gün içinde tükettiğimiz yiyecek, içecek ile, rakım değişikliği ve stresten tetiklenebilen bir ağrı tipidir. Daha donuk, daha sızlayıcı, şakakları mengene ile sıkıyormuşsun gibi bir ağrı ile karaterizedir. Migren ile gerilim tipi, sinüs tipi baş ağrısının belirtileri birbirlerine benzeyebilir. Sinüs kaynaklı baş ağrıları öncesinde nezle, grip gibi viral bir hava yolu enfeksiyonu geçirilmiş oluyor.” şeklinde konuştu.
BAŞ AĞRISI SEMPTOMLARI VE TEDAVİSİ
“Ön yüzde bir dolgunluk, basınç hissi, öne eğilmekle ve yatmakla daha çok şiddetlenen bir baş ağrısı olur” vurgusunda bulunan Op. Dr. Nimet Devseren, “Bu baş ağrısı ile birlikte sinüs hastalıklarında çoğunlukla burun tıkanıklığı ve geniz akıntısı, öksürük, koku alamama gibi semptomlar eşlik edebilir. KBB muayenesi, endoskopik bakılarla, sinüs tomografisi çekilerek ağrıda ayırıcı tanıya gidilebilir. Enfeksiyona bağlı olabilir, alerjik burun etlerine bağlı sinüsler havalanmıyor ve bası altında kalmış olabilir. Sinüslerin içinde mukus ve retansiyon kisti olacak denilen yer kaplayıcı ekstra lezyonlara bağlı sinüs problemi olabilir. Bu problemlerin bazıları ilaçla, bazıları ise cerrahi müdahale ile tedavi edilebilir.” açıklaması yaptı.
Sağlık
KSÜ’de 14 Mart Tıp Bayramı ve Vefa Töreni Düzenlendi
Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi (KSÜ) Tıp Fakültesi tarafından “14 Mart Tıp Bayramı” ve “Çeyrek Asır Akademik Hizmet ve Vefa Töreni” düzenlendi.

KSÜ Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi Konferans Salonunda gerçekleştirilen törene, KSÜ Rektörü Prof. Dr. Mahmut Ak, Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Salih Yeşil ve Prof. Dr. Ramazan Çetintaş, Genel Sekreter İbrahim Palabıyık, Rektör Danışmanı Prof. Dr. Burak Telli, Hastane Başhekimi Prof. Dr. Sefa Resim ile akademik ve idari personel ve öğrenciler katıldı.
Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan program, açılış konuşmalarıyla devam etti.
Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hafize Öksüz konuşmasında tüm hekimlerin ve sağlık çalışanlarının 14 Mart Tıp Bayramı’nı kutlayarak, insan sağlığı için büyük özveriyle görev yapan sağlık çalışanlarının emeklerinin her zaman takdire şayan olduğunu ifade etti.
Tıp Fakültesinin en kıdemli öğretim üyesi Prof. Dr. İlhami Taner Kale ise konuşmasında hekimliğin fedakârlık ve sorumluluk gerektiren kutsal bir meslek olduğunu belirterek tüm sağlık çalışanlarının 14 Mart Tıp Bayramı’nı kutladı.
KSÜ Rektörü Prof. Dr. Mahmut Ak konuşmasında “Kıdemli mezunlarımızı, yeni öğrencilerimizi ve tüm meslektaşlarımızı bu güzel günün heyecanıyla selamlıyorum. Tıp mesleği, meslekler arasında en önde gelenlerden biridir. İnsanların hayatlarının en zor ve en hassas anlarında başvurduğu bir meslektir. Aynı zamanda savaş zamanlarında dahi dost düşman ayrımı yapmaksızın ihtiyaç duyan herkese yardım eden kutlu bir meslektir.
Çanakkale Savaşı’nın yıl dönümünü yaşadığımız bu günlerde Gelibolu’da sargı yeri olarak adlandırılan alanda görev yapan bir hekimin, yaralı askerlere şifa dağıtırken kendi oğluna bir ağacın gölgesinde müdahale etmek zorunda kaldığı ve ne yazık ki evladını kaybettiği anlatılır. Bu örnek, hekimlik mesleğinin ne kadar büyük bir fedakârlık ve sorumluluk bilinciyle yürütüldüğünü gösterir. Burası yalnızca tıp eğitiminin verildiği bir yer değil, aynı zamanda vatanın ihtiyaç duyduğu her an görev almaya hazır insanların yetiştiği bir kurumdur.
Tıbbi biyokimya alanında önemli çalışmalar yapan ve birçok tıp derneğinin kurulmasına öncülük eden Kırımlı Aziz Efendi, ülkemize Kızılay’ı kazandıran, Osmanlı Hilal-i Ahmer Cemiyetini kuran isimlerden biridir. Tıp mesleğinin Türkçe öğretilmesini önemseyen Kırımlı Ali Efendi ise 38 yıllık kısa ömründe hekimliğin vatan bilinciyle icra edilmesi gerektiğini gelecek nesillere aktaran önemli bir şahsiyettir.
Vatanımız bir dünya harikası olan coğrafyada yer almaktadır. Bu nedenle tarih boyunca pek çok mücadeleye sahne olmuştur. Milli Mücadele döneminde farklı devletler tarafından işgal edilmek istenen ülkemizde, 14 Mart tarihi aynı zamanda işgal kuvvetlerine karşı verilen mücadelenin ve milletin birlik ruhunun sembollerinden biri olmuştur. Gelecek adına en büyük ümidimiz ise hekimlerimiz ve sağlık camiamızdır.” dedi. tüm sağlık çalışanlarının 14 Mart Tıp Bayramı’nı kutlayarak, Tıp Fakültesine uzun yıllar emek veren, bilgi birikimleri ve özverili çalışmalarıyla tıp eğitimine ve sağlık hizmetlerine önemli katkılar sağlayan kıymetli akademisyenlere teşekkür etti.
Güzel Sanatlar Fakültesi Müzik Bölümü Araştırma Görevlisi Mehmet Karaca’nın gitar, Tıp Fakültesi öğrencisi Halil İbrahim Aydınlık’ın keman dinletisi ile devam eden programda Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hafize Öksüz, katkılarından dolayı sanatçılara teşekkür belgesi takdim etti.
Program, “Çeyrek Asır Akademik Hizmet ve Vefa Töreni” ile devam etti. Rektör Prof. Dr. Mahmut Ak, üniversitede uzun yıllar görev yapan öğretim üyelerine Çeyrek Asır Akademik Hizmet ve Vefa Plaketlerini takdim etti.
Sağlık
Prof. Dr. Ahmet Karacalar Uyardı: “Sadece Estetik Bir Sorun Değil!”
Estetik ve plastik cerrahinin duayen isimlerinden Prof. Dr. Ahmet Karacalar, toplumda “Buffalo Hump” olarak bilinen ense hörgücü konusunda hayati uyarılarda bulundu. Karacalar’a göre; ense görgücü (Buffalo hump) yalnızca estetik bir sorun değildir; büyüklüğüne ve altta yatan nedene bağlı olarak postür, kas-iskelet sistemi ve bazı sistemik sağlık sorunlarına yol açabilir.

OMURGADA AŞIRI YÜKLENME VE KRONİK AĞRI RİSKİ
Prof. Dr. Ahmet Karacalar , ense kökünde oluşan hacim artışının, başın doğal ekseninden öne doğru konumlanmasına neden olabileceğini belirtti. Bu durumun servikal omurgada aşırı yüklenme, boyun kaslarında kronik gerginlik, üst trapez ve levator scapula spazmı ile sık baş ağrısına yol açtığı vurgulanıyor. Ayrıca, büyük dorsoservikal yağ yastığının üst sırtın daha kambur görünmesine, zamanla omuzların öne düşmesine ve şiddetli sırt ağrılarına neden olduğu bildiriliyor.
SİSTEMİK HASTALIKLARIN HABERCİSİ OLABİLİR
Büyük hacimli vakalarda servikal sinir basısına bağlı uyuşma yaşandığını ifade eden Karacalar, Buffalo hump’ın bazen altta yatan bir hastalığın belirtisi olabileceğine dikkat çekiyor: “Cushing sendromu, hipertansiyon, diyabet ve osteoporoz bunlardan bazıları.” Özellikle uzun süreli oturma ve bilgisayar kullanımında ağrı artışının bu hastalar için kaçınılmaz olduğu belirtiliyor.
“SIRADAN BİR YAĞ DEĞİL, TEKNİK BİR BAKIŞ AÇISI ŞART”
Tedavi konusunda ise Prof. Dr. Ahmet Karacalar tek çözümün liposuctionla yağın alınması olduğunu söylüyor. Ancak cerrahi teknik konusunda çok kritik bir ayrımın altını çiziyor: “Ancak bu doku sadece yağ dokusu değildir. Fibröz dediğimiz sert bağ dokusu ile karışık yağdır. Bu nedenle teknik olarak farklı bir bakış açısı gerektirir.”









































