Sağlık
Diyabet Hastalarında Beslenmeye Dikkat
SANKO Üniversitesi Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Gamze Ganime Mumcu, diyabetli (şeker hastalığı) bireylerde beslenme tedavisinin, diyabetin kontrol ve yönetiminde çok önemli olduğunu söyledi.
Diyabetli bireylerde beslenmenin önemine dikkat çeken Mumcu, “Diyabetlilere beslenme programı oluştururken hastanın cinsiyeti, ağırlığı, yaşı ve beslenme alışkanlıkları göz önünde bulundurulmalıdır” dedi.
Diyabet tedavisi için özellikle kan şekerinin kontrol altına alınmasında beslenme alışkanlıklarının sağlıklı bir şekle dönüştürülmesinin önemli olduğunu belirten Mumcu, “Diyabet hastası olmayan kişiler ve diyabet hastalarının dengeli ve yeterli beslenme alışkanlığı kazanması ve bunu günlük yaşamlarında uygulaması sağlıklı bir yaşam için temel oluşturmaktadır” ifadelerini kullandı.
Beslenme önerileri
Beslenme ve Diyet Uzmanı Mumcu, şu beslenme önerilerinde bulundu:
“Kan şekerinin normal sınırlarda tutulabilmesi için uzun süre aç kalınmamalı, Hipoglisemi ile hiperglisemi ataklarına maruz kalmamak için bu süre göz önünde tutulmamalı, mümkünse 2,5-3 saat aralıklarla öğün yapılmalı.
Diyabet hastalarında kan şekerinin kontrolü için genel olarak günlük 6 öğün (3 ana ve 3 ara) beslenilmesine dikkat edilmekle beraber kişinin kullandığı insülin tipi ve hayat tarzı da göz önünde tutularak düzenlenmeli.
Posa açısından yüksek beslenme şekli kan şekerinde yavaş yükselme sağlarken insüline olan ihtiyacı da azaltmaktadır. Bu nedenle posa kaynağı olan meyve ve sebzelerin suyunu sıkarak değil de mümkünse kendi kabuklarıyla tüketmek daha doğru olacaktır.
Günde 2 porsiyondan fazla meyve tüketilmemeli, mümkünse elma, ayva, armut gibi kan şekerini yükseltmeyen ancak posa açısında zengin meyveler tercih edilmelidir, karpuz, üzüm gibi bol sulu meyvelerin tüketiminden uzak durulmalıdır.
Tam tahıllı ekmek, bulgur pilavı, kepekli makarna, leblebi gibi besinler pirinç, beyaz ekmek, kestane, patates gibi yiyeceklere tercih edilmelidir.
Diyabet hastalarında olduğu gibi diyabeti olmayanlarda da tereyağı, sade yağ, margarin vb. doymuş yağ tüketiminden kaçınılmalıdır.
Haftalık 2-3 porsiyon balık tüketilebilir.
Sağlıklı ve düzenli beslenme yeterli olacağından diyabet hastalar için multivitamin desteği gerekmez.
Besinleri tüketirken ekstra tuz eklenmemeli, tuzlu hazır besinlerin tüketiminden kaçınılmalıdır.
Şeker ihtiyacının giderilmesi için vanilya, hindistan cevizi, tarçın gibi tatlı hissi veren ürünler tüketilebilir.
Çiğ fındık ve çiğ badem gibi kuruyemişlerle, zeytinyağı gibi kaliteli yağlar tüketilmelidir.”
Ara öğünlerde tüketilmesi gerekenler
Ana öğünler kadar ara öğünde tüketilecek besinlerin de önem taşıdığını ifade eden Mumcu, şu önerilerde bulundu:
“İnsülin ya da oral antidiyabetik ilaç kullananlar için ara öğünlerde farklı tercihler yapılabilir. Ama bu iki tedaviyi görenlerde önerimiz değişim listelerinden veya diyabet beslenme piramidinden faydalanarak 10-15 gr. kadar karbonhidrat içerikli yiyecek tüketilebilir.
Ara öğünlerde yapılabilecek en doğru tercih ekmek ya da yerine tüketilebilecek iki galeta ya da dört-beş tane kepekli şekersiz bisküvi, yarım poğaça, bir bardak kadar yağsız patlamış mısır vb. besinlerdir. Ara öğünün daha güçlenmesi için bu yiyeceklere düşük yağlı yoğurt, ayran, süt, ya da peynir gibi protein içeren bir yiyecek de eklenebilir.
Taze sebze ya da meyve doğru bir tercih olmakla birlikte insülin kullananların ara öğün için sadece meyve tercih etmeleri o andaki kan şekeri düzeyine bağlı olarak öğlen yemeğine doğru oluşabilecek bir hipoglisemi riski nedeniyle doğru olmayabilir.
Ara öğün vakitlerinde genellikle evde olmayan diyabetlilerin hazırlıklı olmak adına yanında, çantasında, arabasında, işyerinde uygun yiyecekler bulundurmalıdır.”
Dışarıda yemek yiyen diyabetlilerin yapması gerekenler
Diyabetli bireylerin dışarıda yemek yerken dikkatli olmaları gerektiğini dile getiren Mumcu, önerilerini şöyle sıraladı:
Restoran tercihleri sağlıklı yemek seçeneği olanlar olmalı.
Beslenme programına uyan yemekler seçilmeli.
Yemeğin fırında, ızgara vb. hazırlanıp hazırlanmadığı öğrenilmeli.
Aşırı tuz ve yağ içerdikleri için soslu yiyecek tüketiminden uzak durulmalı.
Salata tüketiminde sossuz tercih edilmeli.”
Diyabette karbonhidrat sayımı
Ana ve ara öğünlerde tüketilen karbonhidrat miktarının hesaplamasıyla oluşturulan bir öğün planlama yöntemi olan karbonhidrat sayımıyla ilgili de bilgi veren Mumcu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“İnsülin gereksinimi belirleyen ve kan şekeri düzeyini etkileyen temel besin ögesi karbonhidratlar olduğundan karbonhidrat sayımı yapılır. Besinlerin içeriğinde protein, yağ, karbonhidrat, mineral, vitamin, su gibi farklı besin öğeleri bulunur. Karbonhidratlar diğer besin öğelerine göre kan şekerini fazlasıyla yükseltir. Bu da kan şekeri düzeyleri ile öğünlerdeki insülin ihtiyacının tüketilen karbonhidrat miktarı ile ilişkisini gösterir.
Karbonhidrat sayımı yöntemi ile öğünlerde tüketilen karbonhidrat miktarı hesaplanabilir. Öğünden önce hedeflenen kan şekeri ile tüketilecek karbonhidrat miktarına uygun biçimde insülin ya da karbonhidrat miktarında düzenleme yapabilir, ihtiyaç duyulan insülini, tüketilen karbonhidrat ile eşleştirmeyi öğrenebilirsiniz.”
Besinlerin kendi aralarında süt/süt ürünleri, et/et yerine geçenler, ekmek/ekmek yerine geçenler, yağ ve şeker olmak üzere beş gruba ayrıldığını anımsatan Mumcu, “Bu grupların sahip olduğu karbonhidrat miktarları farklıdır. Karbonhidrat sayımı yaparken bir öğünde alınan besinlerin karbonhidrat sayımı yapılarak gerekli insülin dozu ayarlanır. Bu hesaplamayı diyabet diyetisyenin verdiği eğitimle öğrenebilirsiniz” diyerek sözlerini tamamladı.
Sağlık
Op. Dr. Devseren: Toplumun Yüzde 40’ı Baş Ağrısı Sorunu Yaşıyor
Dünya Sağlık Örgütü’ne göre toplumun yüzde 40’ında baş ağrısı sorunu yaşandığının altını çizen KBB Uzmanı Op. Dr. Nimet Özalp Devseren, migren semptomları, çeşitleri ve tedavisi hakkında açıklamalarda bulundu.

Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op.Dr. Nimet Özalp Devseren, toplumda en çok yaygın olan baş ağrısı tipleri hakkında bilgi verdi. Devseren, “Baş ağrıları toplumda son derece yaygın bir problemdir. Dünya Sağlık Örgütüne göre toplumun yüzde 40’ı baş ağrısı sorunlarıyla uğraşıyor. Yaygın olmakla birlikte her başağrısı tipi aynı değildir. En sık görülen baş ağrısı problemlerini ‘migren’ , ‘gerilim tipi baş ağrısı’ , ‘sinüs hastalıklarına bağlı baş ağrıları’ olarak sayabiliriz” dedi.
“7-10 GÜN ARASI BAŞ AĞRISI ÇEKİYORSANIZ DOKTORA BAŞVURUN”
Op. Dr. Devseren, baş ağrısı rahatsızlığı çekenlerin özellikle 7 ila 10 gündür baş ağrısı çekiyorlarsa bir doktora başvurmaları gerektiği uyarısında bulundu. Ağrı tipleri ve belirtileri hakkında bilgi veren KBB Uzmanı Devseren şunları söyledi: “Migrendeki ağrı keskin zonklayıcı ve genellikle kafanın tek tarafını tutan ağrı ile karakterizedir. Baş ağrısı ile birlikte mide bulantısı, sürekli yorgunluk hissi, dengesizlik hissi, bulanık görme gibi semptomlar eşlik edebilir. Migren nörolojik bir altyapıya sahip, hatta genetik geçiş gösteren bir hastalıktır.”
Bir diğer baş ağrı tipinin gerilim tipi baş ağrıları olduğunu belirten Devseren, “Gün içinde tükettiğimiz yiyecek, içecek ile, rakım değişikliği ve stresten tetiklenebilen bir ağrı tipidir. Daha donuk, daha sızlayıcı, şakakları mengene ile sıkıyormuşsun gibi bir ağrı ile karaterizedir. Migren ile gerilim tipi, sinüs tipi baş ağrısının belirtileri birbirlerine benzeyebilir. Sinüs kaynaklı baş ağrıları öncesinde nezle, grip gibi viral bir hava yolu enfeksiyonu geçirilmiş oluyor.” şeklinde konuştu.
BAŞ AĞRISI SEMPTOMLARI VE TEDAVİSİ
“Ön yüzde bir dolgunluk, basınç hissi, öne eğilmekle ve yatmakla daha çok şiddetlenen bir baş ağrısı olur” vurgusunda bulunan Op. Dr. Nimet Devseren, “Bu baş ağrısı ile birlikte sinüs hastalıklarında çoğunlukla burun tıkanıklığı ve geniz akıntısı, öksürük, koku alamama gibi semptomlar eşlik edebilir. KBB muayenesi, endoskopik bakılarla, sinüs tomografisi çekilerek ağrıda ayırıcı tanıya gidilebilir. Enfeksiyona bağlı olabilir, alerjik burun etlerine bağlı sinüsler havalanmıyor ve bası altında kalmış olabilir. Sinüslerin içinde mukus ve retansiyon kisti olacak denilen yer kaplayıcı ekstra lezyonlara bağlı sinüs problemi olabilir. Bu problemlerin bazıları ilaçla, bazıları ise cerrahi müdahale ile tedavi edilebilir.” açıklaması yaptı.
Sağlık
KSÜ’de 14 Mart Tıp Bayramı ve Vefa Töreni Düzenlendi
Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi (KSÜ) Tıp Fakültesi tarafından “14 Mart Tıp Bayramı” ve “Çeyrek Asır Akademik Hizmet ve Vefa Töreni” düzenlendi.

KSÜ Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi Konferans Salonunda gerçekleştirilen törene, KSÜ Rektörü Prof. Dr. Mahmut Ak, Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Salih Yeşil ve Prof. Dr. Ramazan Çetintaş, Genel Sekreter İbrahim Palabıyık, Rektör Danışmanı Prof. Dr. Burak Telli, Hastane Başhekimi Prof. Dr. Sefa Resim ile akademik ve idari personel ve öğrenciler katıldı.
Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan program, açılış konuşmalarıyla devam etti.
Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hafize Öksüz konuşmasında tüm hekimlerin ve sağlık çalışanlarının 14 Mart Tıp Bayramı’nı kutlayarak, insan sağlığı için büyük özveriyle görev yapan sağlık çalışanlarının emeklerinin her zaman takdire şayan olduğunu ifade etti.
Tıp Fakültesinin en kıdemli öğretim üyesi Prof. Dr. İlhami Taner Kale ise konuşmasında hekimliğin fedakârlık ve sorumluluk gerektiren kutsal bir meslek olduğunu belirterek tüm sağlık çalışanlarının 14 Mart Tıp Bayramı’nı kutladı.
KSÜ Rektörü Prof. Dr. Mahmut Ak konuşmasında “Kıdemli mezunlarımızı, yeni öğrencilerimizi ve tüm meslektaşlarımızı bu güzel günün heyecanıyla selamlıyorum. Tıp mesleği, meslekler arasında en önde gelenlerden biridir. İnsanların hayatlarının en zor ve en hassas anlarında başvurduğu bir meslektir. Aynı zamanda savaş zamanlarında dahi dost düşman ayrımı yapmaksızın ihtiyaç duyan herkese yardım eden kutlu bir meslektir.
Çanakkale Savaşı’nın yıl dönümünü yaşadığımız bu günlerde Gelibolu’da sargı yeri olarak adlandırılan alanda görev yapan bir hekimin, yaralı askerlere şifa dağıtırken kendi oğluna bir ağacın gölgesinde müdahale etmek zorunda kaldığı ve ne yazık ki evladını kaybettiği anlatılır. Bu örnek, hekimlik mesleğinin ne kadar büyük bir fedakârlık ve sorumluluk bilinciyle yürütüldüğünü gösterir. Burası yalnızca tıp eğitiminin verildiği bir yer değil, aynı zamanda vatanın ihtiyaç duyduğu her an görev almaya hazır insanların yetiştiği bir kurumdur.
Tıbbi biyokimya alanında önemli çalışmalar yapan ve birçok tıp derneğinin kurulmasına öncülük eden Kırımlı Aziz Efendi, ülkemize Kızılay’ı kazandıran, Osmanlı Hilal-i Ahmer Cemiyetini kuran isimlerden biridir. Tıp mesleğinin Türkçe öğretilmesini önemseyen Kırımlı Ali Efendi ise 38 yıllık kısa ömründe hekimliğin vatan bilinciyle icra edilmesi gerektiğini gelecek nesillere aktaran önemli bir şahsiyettir.
Vatanımız bir dünya harikası olan coğrafyada yer almaktadır. Bu nedenle tarih boyunca pek çok mücadeleye sahne olmuştur. Milli Mücadele döneminde farklı devletler tarafından işgal edilmek istenen ülkemizde, 14 Mart tarihi aynı zamanda işgal kuvvetlerine karşı verilen mücadelenin ve milletin birlik ruhunun sembollerinden biri olmuştur. Gelecek adına en büyük ümidimiz ise hekimlerimiz ve sağlık camiamızdır.” dedi. tüm sağlık çalışanlarının 14 Mart Tıp Bayramı’nı kutlayarak, Tıp Fakültesine uzun yıllar emek veren, bilgi birikimleri ve özverili çalışmalarıyla tıp eğitimine ve sağlık hizmetlerine önemli katkılar sağlayan kıymetli akademisyenlere teşekkür etti.
Güzel Sanatlar Fakültesi Müzik Bölümü Araştırma Görevlisi Mehmet Karaca’nın gitar, Tıp Fakültesi öğrencisi Halil İbrahim Aydınlık’ın keman dinletisi ile devam eden programda Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hafize Öksüz, katkılarından dolayı sanatçılara teşekkür belgesi takdim etti.
Program, “Çeyrek Asır Akademik Hizmet ve Vefa Töreni” ile devam etti. Rektör Prof. Dr. Mahmut Ak, üniversitede uzun yıllar görev yapan öğretim üyelerine Çeyrek Asır Akademik Hizmet ve Vefa Plaketlerini takdim etti.
Sağlık
Prof. Dr. Ahmet Karacalar Uyardı: “Sadece Estetik Bir Sorun Değil!”
Estetik ve plastik cerrahinin duayen isimlerinden Prof. Dr. Ahmet Karacalar, toplumda “Buffalo Hump” olarak bilinen ense hörgücü konusunda hayati uyarılarda bulundu. Karacalar’a göre; ense görgücü (Buffalo hump) yalnızca estetik bir sorun değildir; büyüklüğüne ve altta yatan nedene bağlı olarak postür, kas-iskelet sistemi ve bazı sistemik sağlık sorunlarına yol açabilir.

OMURGADA AŞIRI YÜKLENME VE KRONİK AĞRI RİSKİ
Prof. Dr. Ahmet Karacalar , ense kökünde oluşan hacim artışının, başın doğal ekseninden öne doğru konumlanmasına neden olabileceğini belirtti. Bu durumun servikal omurgada aşırı yüklenme, boyun kaslarında kronik gerginlik, üst trapez ve levator scapula spazmı ile sık baş ağrısına yol açtığı vurgulanıyor. Ayrıca, büyük dorsoservikal yağ yastığının üst sırtın daha kambur görünmesine, zamanla omuzların öne düşmesine ve şiddetli sırt ağrılarına neden olduğu bildiriliyor.
SİSTEMİK HASTALIKLARIN HABERCİSİ OLABİLİR
Büyük hacimli vakalarda servikal sinir basısına bağlı uyuşma yaşandığını ifade eden Karacalar, Buffalo hump’ın bazen altta yatan bir hastalığın belirtisi olabileceğine dikkat çekiyor: “Cushing sendromu, hipertansiyon, diyabet ve osteoporoz bunlardan bazıları.” Özellikle uzun süreli oturma ve bilgisayar kullanımında ağrı artışının bu hastalar için kaçınılmaz olduğu belirtiliyor.
“SIRADAN BİR YAĞ DEĞİL, TEKNİK BİR BAKIŞ AÇISI ŞART”
Tedavi konusunda ise Prof. Dr. Ahmet Karacalar tek çözümün liposuctionla yağın alınması olduğunu söylüyor. Ancak cerrahi teknik konusunda çok kritik bir ayrımın altını çiziyor: “Ancak bu doku sadece yağ dokusu değildir. Fibröz dediğimiz sert bağ dokusu ile karışık yağdır. Bu nedenle teknik olarak farklı bir bakış açısı gerektirir.”



































