Sağlık
Tatil Keyfiniz Zehir Olmasın!
Yaz aylarının gelmesiyle havuzlara, tatil merkezlerine talebin yanı sıra klima kullanımında da artış yaşanıyor. Kış aylarında olduğu gibi yaz aylarında da üst solunum yolu enfeksiyonuna karşı uyaran Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr. Muammer Doğan, hijyen tedbirlerinin elden bırakılmaması gerektiğinin altını çizdi. Yaz aylarında üst solunum yolu enfeksiyonlarına yol açan bazı faktörleri Doğan, “Semptomlar şiddetli hale gelirse, uzun süre devam ederse veya komplikasyon belirtileri ortaya çıkarsa vakit kaybedilmeden bir uzmana başvurulmalıdır.” diyerek hastalığın tedavi edilmemesi durumunda hayati tehlike doğuracak ciddi komplikasyonlara bile sebep olabileceğini söyledi.
Hava sıcaklıklarının hızla artmasıyla birlikte serinleme ihtiyacı insanların havuzlara, sahil bölgelerine akın etmesine ve kontrolsüz klima kullanımına yönelmesine sebep oldu. Bu durumun özellikle mevsim geçişlerinde karşılaştığımız üst solunum yolu enfeksiyonlarına karşı zafiyet yarattığını belirten Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr. Muammer Doğan, hastalığın tedavi edilmediğinde ya da uygun önlemler alınmadığında ciddi komplikasyonlara sebep olabileceği konusunda uyardı.
Hava sıcaklıklarında yaşanan mevsim normallerinin üzerindeki artış sonrası hava değişimlerinden dolayı üst solunum yolu enfeksiyonu vakalarıyla sıklıkla karşılaşılabildiğini söyleyen Doğan, “Üst solunum yolu enfeksiyonları genellikle soğuk algınlığı, grip veya sinüzit gibi hastalıkları içerir. Bu enfeksiyonlar genellikle viral veya bakteriyel kaynaklı olabilir. Dolayısıyla özellikle yaz döneminde bağışıklığı korumaya yönelik düzenli beslenmenin yanı sıra hijyen önlemlerini de göz ardı etmemek gerekir.” dedi.
“KLOR KULLANIMI HAVUZLARDAKİ RİSKİ AZALTABİLİR AMA ORTADAN KALDIRMAZ”
Yaz aylarında üst solunum yolu enfeksiyonlarına yol açan bazı faktörleri de sıralayan Doğan, “Havuz veya deniz suyunda bulunan bakteriler veya virüsler, solunum yollarına temas ederek enfeksiyona yol açabilir. Özellikle yüzme havuzlarında klor kullanımı enfeksiyon riskini azaltabilir, ancak tamamen ortadan kaldırmaz. Yaz aylarında seyahat etme gibi aktiviteler farklı bölgelerdeki insanlarla temas etme ve yeni mikroorganizmalarla karşılaşma olasılığını artırabilir. Kontrolsüz klima kullanımı kaynaklı ve mevsimsel hava sıcaklıklarındaki dalgalanmalar bağışıklık sistemini zayıflatarak enfeksiyonlara yatkınlığı artırabilir.” açıklamasında bulundu.
“ÖNLEM ALINMAZSA HAYATİ TEHLİKE DOĞURACAK KOMPLİKASYONLARA SEBEP OLABİLİR”
Semptomların uzun süre devam etmesi halinde tıbbi yardım almanın önemli olduğunu dile getiren Doğan, “Üst solunum yolu enfeksiyonları genellikle evde tedavi edilebilir ve dinlenme, sıvı alımı ve semptomları hafifletici önlemlerle iyileşme süreci desteklenebilir. Ancak, semptomlar şiddetli hale gelirse, uzun süre devam ederse veya komplikasyon belirtileri ortaya çıkarsa vakit kaybedilmeden bir uzmana başvurulmalıdır.” uyarısında bulundu.
Üst solunum yolu enfeksiyonunun tedavi edilmemesi durumunda hayati tehlike doğuracak ciddi komplikasyonlara bile sebep olabileceğini aktaran Doğan, “Üst solunum yolu enfeksiyonu sırasında sinüslerin enfekte olması bir komplikasyon olarak sinüzite yol açabilir. Tedavi edilmezse, sinüzit kronik hale gelebilir ve tekrarlayan enfeksiyonlara yol açabilir. Enfeksiyon bazen orta kulağa yayılabilir ve orta kulak enfeksiyonuna neden olabilir. Önlem alınmazsa enfeksiyon kronik hale gelebilir ve işitme kaybına, dengesizliğe veya diğer komplikasyonlara yol açabilir. Nadir durumlarda, üst solunum yolu enfeksiyonları alt solunum yollarına inerek bronşları ve akciğerleri etkileyebilir. Bu, bronşit veya pnömoni gibi alt solunum yolu enfeksiyonlarına yol açabilir. Ciddi vakalarda, alt solunum yolu enfeksiyonları hayatı tehdit edici boyuta dahi gelebilir. Zayıf bağışıklık sistemine sahip olanlar veya altta yatan kronik sağlık sorunları olanlar gibi riskli gruplarda kalp problemleri veya sinir sistemi enfeksiyonları gibi ciddi komplikasyonlar gelişebilir.” şeklinde konuştu.
“ELLERİNİZİ DÜZENLİ OLARAK YIKAYIN”
Doğan, üst solunum yolu enfeksiyonunda korunmak için alınabilecek önlemleri ise şu şekilde sıraladı:
“Ellerinizi düzenli olarak su ve sabunla yıkayın veya alkol bazlı el antiseptiği kullanın. Öksürürken veya hapşırırken ağzınızı ve burnunuzu bir mendil veya dirseğinizin içi ile kapatın. Gözlerinizi, burnunuzu ve ağzınızı temiz ellerle ovuşturmaktan kaçının.
Virüsler ve bakteriler, temas edilen yüzeylerde uzun süre hayatta kalabilir. Sık dokunduğunuz yüzey ve eşyaları, ortak kullanılan masa, telefon klavye gibi araçları normal bir temizleme spreyi, dezenfektan mendil veya su-sabunla silerek dezenfekte edin.
Toplu taşıma araçları, alışveriş merkezleri ve kalabalık yerlerde bulunduğunuzda, enfekte kişilerden kaynaklanabilecek solunum damlacıklarının yayılma riski artar. Hastalığı olan kişilerle yakın teması mümkün olduğunca sınırlayın.
“KLİMALARIN TEMİZLİK VE BAKIMLARINI DÜZENLİ OLARAK YAPTIRIN”
Klimaların temizlik ve bakımlarını düzenli olarak yaptırın. İyi havalandırılan bir ortamda bulunmak, enfeksiyon riskini azaltabilir. Sigara içilen ortamlardan uzak durmak da önemlidir, çünkü sigara dumanı solunum yollarını tahriş eder ve enfeksiyonlara karşı hassasiyeti artırır.
“HAVUZ KULLANIMI SONRASI KLORLU SUDAN ARININ”
Havuz kullanımı sonrasında riski en aza indirmek için temiz su ile vücudunuzu yıkayarak klorlu havuz suyundan arının. En önemlisi de sağlıklı bir yaşam tarzı sürdürün. Bağışıklığınızı güçlendirmek için dengeli beslenme, düzenli egzersiz, yeterli uyku ve stresten uzak durmak hastalıklardan korunmak için büyük önem taşımaktadır.”
Sağlık
Op. Dr. Devseren: Toplumun Yüzde 40’ı Baş Ağrısı Sorunu Yaşıyor
Dünya Sağlık Örgütü’ne göre toplumun yüzde 40’ında baş ağrısı sorunu yaşandığının altını çizen KBB Uzmanı Op. Dr. Nimet Özalp Devseren, migren semptomları, çeşitleri ve tedavisi hakkında açıklamalarda bulundu.

Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op.Dr. Nimet Özalp Devseren, toplumda en çok yaygın olan baş ağrısı tipleri hakkında bilgi verdi. Devseren, “Baş ağrıları toplumda son derece yaygın bir problemdir. Dünya Sağlık Örgütüne göre toplumun yüzde 40’ı baş ağrısı sorunlarıyla uğraşıyor. Yaygın olmakla birlikte her başağrısı tipi aynı değildir. En sık görülen baş ağrısı problemlerini ‘migren’ , ‘gerilim tipi baş ağrısı’ , ‘sinüs hastalıklarına bağlı baş ağrıları’ olarak sayabiliriz” dedi.
“7-10 GÜN ARASI BAŞ AĞRISI ÇEKİYORSANIZ DOKTORA BAŞVURUN”
Op. Dr. Devseren, baş ağrısı rahatsızlığı çekenlerin özellikle 7 ila 10 gündür baş ağrısı çekiyorlarsa bir doktora başvurmaları gerektiği uyarısında bulundu. Ağrı tipleri ve belirtileri hakkında bilgi veren KBB Uzmanı Devseren şunları söyledi: “Migrendeki ağrı keskin zonklayıcı ve genellikle kafanın tek tarafını tutan ağrı ile karakterizedir. Baş ağrısı ile birlikte mide bulantısı, sürekli yorgunluk hissi, dengesizlik hissi, bulanık görme gibi semptomlar eşlik edebilir. Migren nörolojik bir altyapıya sahip, hatta genetik geçiş gösteren bir hastalıktır.”
Bir diğer baş ağrı tipinin gerilim tipi baş ağrıları olduğunu belirten Devseren, “Gün içinde tükettiğimiz yiyecek, içecek ile, rakım değişikliği ve stresten tetiklenebilen bir ağrı tipidir. Daha donuk, daha sızlayıcı, şakakları mengene ile sıkıyormuşsun gibi bir ağrı ile karaterizedir. Migren ile gerilim tipi, sinüs tipi baş ağrısının belirtileri birbirlerine benzeyebilir. Sinüs kaynaklı baş ağrıları öncesinde nezle, grip gibi viral bir hava yolu enfeksiyonu geçirilmiş oluyor.” şeklinde konuştu.
BAŞ AĞRISI SEMPTOMLARI VE TEDAVİSİ
“Ön yüzde bir dolgunluk, basınç hissi, öne eğilmekle ve yatmakla daha çok şiddetlenen bir baş ağrısı olur” vurgusunda bulunan Op. Dr. Nimet Devseren, “Bu baş ağrısı ile birlikte sinüs hastalıklarında çoğunlukla burun tıkanıklığı ve geniz akıntısı, öksürük, koku alamama gibi semptomlar eşlik edebilir. KBB muayenesi, endoskopik bakılarla, sinüs tomografisi çekilerek ağrıda ayırıcı tanıya gidilebilir. Enfeksiyona bağlı olabilir, alerjik burun etlerine bağlı sinüsler havalanmıyor ve bası altında kalmış olabilir. Sinüslerin içinde mukus ve retansiyon kisti olacak denilen yer kaplayıcı ekstra lezyonlara bağlı sinüs problemi olabilir. Bu problemlerin bazıları ilaçla, bazıları ise cerrahi müdahale ile tedavi edilebilir.” açıklaması yaptı.
Sağlık
KSÜ’de 14 Mart Tıp Bayramı ve Vefa Töreni Düzenlendi
Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi (KSÜ) Tıp Fakültesi tarafından “14 Mart Tıp Bayramı” ve “Çeyrek Asır Akademik Hizmet ve Vefa Töreni” düzenlendi.

KSÜ Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi Konferans Salonunda gerçekleştirilen törene, KSÜ Rektörü Prof. Dr. Mahmut Ak, Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Salih Yeşil ve Prof. Dr. Ramazan Çetintaş, Genel Sekreter İbrahim Palabıyık, Rektör Danışmanı Prof. Dr. Burak Telli, Hastane Başhekimi Prof. Dr. Sefa Resim ile akademik ve idari personel ve öğrenciler katıldı.
Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan program, açılış konuşmalarıyla devam etti.
Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hafize Öksüz konuşmasında tüm hekimlerin ve sağlık çalışanlarının 14 Mart Tıp Bayramı’nı kutlayarak, insan sağlığı için büyük özveriyle görev yapan sağlık çalışanlarının emeklerinin her zaman takdire şayan olduğunu ifade etti.
Tıp Fakültesinin en kıdemli öğretim üyesi Prof. Dr. İlhami Taner Kale ise konuşmasında hekimliğin fedakârlık ve sorumluluk gerektiren kutsal bir meslek olduğunu belirterek tüm sağlık çalışanlarının 14 Mart Tıp Bayramı’nı kutladı.
KSÜ Rektörü Prof. Dr. Mahmut Ak konuşmasında “Kıdemli mezunlarımızı, yeni öğrencilerimizi ve tüm meslektaşlarımızı bu güzel günün heyecanıyla selamlıyorum. Tıp mesleği, meslekler arasında en önde gelenlerden biridir. İnsanların hayatlarının en zor ve en hassas anlarında başvurduğu bir meslektir. Aynı zamanda savaş zamanlarında dahi dost düşman ayrımı yapmaksızın ihtiyaç duyan herkese yardım eden kutlu bir meslektir.
Çanakkale Savaşı’nın yıl dönümünü yaşadığımız bu günlerde Gelibolu’da sargı yeri olarak adlandırılan alanda görev yapan bir hekimin, yaralı askerlere şifa dağıtırken kendi oğluna bir ağacın gölgesinde müdahale etmek zorunda kaldığı ve ne yazık ki evladını kaybettiği anlatılır. Bu örnek, hekimlik mesleğinin ne kadar büyük bir fedakârlık ve sorumluluk bilinciyle yürütüldüğünü gösterir. Burası yalnızca tıp eğitiminin verildiği bir yer değil, aynı zamanda vatanın ihtiyaç duyduğu her an görev almaya hazır insanların yetiştiği bir kurumdur.
Tıbbi biyokimya alanında önemli çalışmalar yapan ve birçok tıp derneğinin kurulmasına öncülük eden Kırımlı Aziz Efendi, ülkemize Kızılay’ı kazandıran, Osmanlı Hilal-i Ahmer Cemiyetini kuran isimlerden biridir. Tıp mesleğinin Türkçe öğretilmesini önemseyen Kırımlı Ali Efendi ise 38 yıllık kısa ömründe hekimliğin vatan bilinciyle icra edilmesi gerektiğini gelecek nesillere aktaran önemli bir şahsiyettir.
Vatanımız bir dünya harikası olan coğrafyada yer almaktadır. Bu nedenle tarih boyunca pek çok mücadeleye sahne olmuştur. Milli Mücadele döneminde farklı devletler tarafından işgal edilmek istenen ülkemizde, 14 Mart tarihi aynı zamanda işgal kuvvetlerine karşı verilen mücadelenin ve milletin birlik ruhunun sembollerinden biri olmuştur. Gelecek adına en büyük ümidimiz ise hekimlerimiz ve sağlık camiamızdır.” dedi. tüm sağlık çalışanlarının 14 Mart Tıp Bayramı’nı kutlayarak, Tıp Fakültesine uzun yıllar emek veren, bilgi birikimleri ve özverili çalışmalarıyla tıp eğitimine ve sağlık hizmetlerine önemli katkılar sağlayan kıymetli akademisyenlere teşekkür etti.
Güzel Sanatlar Fakültesi Müzik Bölümü Araştırma Görevlisi Mehmet Karaca’nın gitar, Tıp Fakültesi öğrencisi Halil İbrahim Aydınlık’ın keman dinletisi ile devam eden programda Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hafize Öksüz, katkılarından dolayı sanatçılara teşekkür belgesi takdim etti.
Program, “Çeyrek Asır Akademik Hizmet ve Vefa Töreni” ile devam etti. Rektör Prof. Dr. Mahmut Ak, üniversitede uzun yıllar görev yapan öğretim üyelerine Çeyrek Asır Akademik Hizmet ve Vefa Plaketlerini takdim etti.
Sağlık
Prof. Dr. Ahmet Karacalar Uyardı: “Sadece Estetik Bir Sorun Değil!”
Estetik ve plastik cerrahinin duayen isimlerinden Prof. Dr. Ahmet Karacalar, toplumda “Buffalo Hump” olarak bilinen ense hörgücü konusunda hayati uyarılarda bulundu. Karacalar’a göre; ense görgücü (Buffalo hump) yalnızca estetik bir sorun değildir; büyüklüğüne ve altta yatan nedene bağlı olarak postür, kas-iskelet sistemi ve bazı sistemik sağlık sorunlarına yol açabilir.

OMURGADA AŞIRI YÜKLENME VE KRONİK AĞRI RİSKİ
Prof. Dr. Ahmet Karacalar , ense kökünde oluşan hacim artışının, başın doğal ekseninden öne doğru konumlanmasına neden olabileceğini belirtti. Bu durumun servikal omurgada aşırı yüklenme, boyun kaslarında kronik gerginlik, üst trapez ve levator scapula spazmı ile sık baş ağrısına yol açtığı vurgulanıyor. Ayrıca, büyük dorsoservikal yağ yastığının üst sırtın daha kambur görünmesine, zamanla omuzların öne düşmesine ve şiddetli sırt ağrılarına neden olduğu bildiriliyor.
SİSTEMİK HASTALIKLARIN HABERCİSİ OLABİLİR
Büyük hacimli vakalarda servikal sinir basısına bağlı uyuşma yaşandığını ifade eden Karacalar, Buffalo hump’ın bazen altta yatan bir hastalığın belirtisi olabileceğine dikkat çekiyor: “Cushing sendromu, hipertansiyon, diyabet ve osteoporoz bunlardan bazıları.” Özellikle uzun süreli oturma ve bilgisayar kullanımında ağrı artışının bu hastalar için kaçınılmaz olduğu belirtiliyor.
“SIRADAN BİR YAĞ DEĞİL, TEKNİK BİR BAKIŞ AÇISI ŞART”
Tedavi konusunda ise Prof. Dr. Ahmet Karacalar tek çözümün liposuctionla yağın alınması olduğunu söylüyor. Ancak cerrahi teknik konusunda çok kritik bir ayrımın altını çiziyor: “Ancak bu doku sadece yağ dokusu değildir. Fibröz dediğimiz sert bağ dokusu ile karışık yağdır. Bu nedenle teknik olarak farklı bir bakış açısı gerektirir.”




































