Sağlık
Yaz Sıcaklarında Vücudu Serin Tutmanın Püf Noktaları
Sıcak yaz günlerinde sağlıklı beslenme hayatımızda önemli bir yer tutmaktadır. Su başta olmak üzere sıcak havalarda beslenme tercihlerimizle vücudumuzu serin tutmanın mümkün olduğunu söyleyen Tıbbi Beslenme Uzmanı Doktor Eyyüb Yılmaz, “Bol sulu meyveler, nane, limon vücudu serin tutacak yiyecek ve içeceklerin başında gelmektedir. Ayran, yaz için çok dengeli bir içecektir. Ayranı daha dengeli hale getirmek isteyenlere nane ile birlikte tüketmelerini öneririm. Vücudunuzdaki suyu harcayan, yüksek hayvansal proteinlerin ise yazın tüketilmemesi gerekmektedir.” dedi.
Sıcak yaz günlerinin iyice kendini hissettirmesiyle beraber akıllarda hep, ‘Sıcak havalarda nasıl beslenmeli, hangi yiyecek ve içecekleri tüketmeliyiz?’ sorusu belirmektedir. Tıbbi Beslenme Uzmanı Doktor Eyyüb Yılmaz, “İnsan fizyolojisi sıcağa ve soğuğa kısmen adaptasyon gösterecek şekilde yaratılmıştır. Yaşanan hastalıkların çoğu bu adaptasyon yetersizliğinden kaynaklanmaktadır. Bu konuyu İbni Sina, ‘30 çeşit hastalık var, 15’i ayazdan 15’i boğazdan’ diyerek en güzel şekilde özetlemiştir. Hava değişimlerine uyumlu hale gelmek her zaman için mümkün olmayabilmektedir” dedi.
SERİNLEMEK İÇİN HAZIRLAYACAĞIMIZ TARİFLERDE NELERE DİKKAT ETMELİYİZ?
Serinlenmek için sağlıklı yaklaşımlar konusunda Yılmaz, “Su, en güçlü ısı düzenleyicisidir. Yani daha fazla suya ihtiyacımız bulunmaktadır. Beslenmenin temel kuralları bunun üzerine kuruludur. Meyvenin su oranı son derece yüksek iken meyve kurularının su oranı oldukça düşüktür. Dolayısıyla yaz aylarında meyve kurusu tüketmek çok akıllıca olmamaktadır. Fazla su içmektense, içilen suyu vücutta tutacak şekilde tasarruflu kullanmanızı öneririm.
SUYU VÜCUTTA NASIL TUTABİLİRİZ?
‘Bunu nasıl yapabiliriz?’ diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Bir miktar yağ tüketmek konunun çözümüne katkı sunacaktır. Aksi halde içilen fazla miktardaki su vücudunuzdan bol miktarda mineral atılımıyla gerçekleşeceği için anlamsız yorgunluklar yaşatacaktır. Oysa tariflerinizde kullanacağınız düşük miktarda zeytin yağı, Hindistan cevizi yağı ve kavrulmamış çerezlerin yağ oranları çok değerli görevler üstleneceği gibi su kaybını da önleyecektir. Bu nedenle bu yağların içeceklerde kullanımı emilimi artıracağı gibi, içeceklerin vücutta daha doğru bir yol izlemesini de sağlayacaktır. Ancak yağı artırdığınızda, yağın yüksek enerjisi bu sefer bir soruna dönüşebilir. Bu nedenle kışın yediğiniz cevizin üçte birini tüketmenizi tavsiye ederim” dedi.
VÜCUDU EN ÇOK SERİNLETEN, FERAHLATAN GIDALAR HANGİLERİDİR?
Vücudu en çok serinleten gıdaları bilmemizde fayda olacağını vurgulayan Yılmaz, “Ferahlamamızı sağlayacak gıdalar önemlidir. Hangi gıdalardır bunlar? Bol sulu meyveler bu kategoridedir. Nane ve limon da bu kategori içerisinde yer almaktadır. Yazın limonatacıların artışı tesadüf değildir. Limonataya az bir reyhanın eklenmesi kanın pıhtılaşmasını da azaltarak kalp krizlerini önleyebilmektedir. Şeker içeriği çok yüksek olan içecekler sizi serinletemez ve o şekerin üreteceği enerji karaciğere yük olacaktır. Burada sürpriz bir bilgi vereyim; fazla şeker enerji sistemine dahil olup harareti ile sizi bunaltacaktır” bilgisini verdi.
YAZIN ASLA TÜKETİLMEMESİ GEREKEN GIDALAR
Yazın asla tüketilmemesi gereken gıdalar da olduğunun özenle altını çizen Yılmaz son olarak şu açıklamalarda bulundu: “Bu gıdaların başında vücudunuzdaki suyu harcayan, yüksek hayvansal proteinler bulunmaktadır. Yani kebap yaz mevsimi için doğru bir tercih olamaz. Devam edelim… Daha az yumurta, peynir, dana eti ve bence daha az balık tüketin. Yaz için yemeklerinizde kullandığınız yağları sıfırlamayın ama azaltın. Ne kadar azaltacağınızı hararetinizi gözlemleyerek anlamaya çalışın. Ama sakın kalori hesapları yaparak yağsız yemekler yemeyin. Serinletici çayları bilin ve kahve yerine yeşil çay, nane, reyhan tüketin. Ama her bitki çayı serinletmez. Burada yüksek ısıtıcı olan birkaç bitki çayından bahsedeyim: Tarçın ve zencefil azaltılmalıdır veya ciddi bir ihtiyaç yoksa bunların tüketilmemesi daha iyi olacaktır. Karanfili daha az kullanın. En güzel içeceklerden birisi meyandır.
“AYRAN YAZ İÇİN ÇOK DENGELİ BİR İÇECEKTİR”
Ayran, yaz için çok dengeli bir içecektir. Ayranı daha da dengeli hale getirmek isteyenlere nane ile birlikte tüketmelerini öneririm. Bu haliyle yaz için serinletici iken, kış mevsiminde ayran nane ile asla tüketilmemelidir. Aksine içine kekik veya pul biber eklenerek dengelenmelidir.”
Sağlık
Op. Dr. Devseren: Toplumun Yüzde 40’ı Baş Ağrısı Sorunu Yaşıyor
Dünya Sağlık Örgütü’ne göre toplumun yüzde 40’ında baş ağrısı sorunu yaşandığının altını çizen KBB Uzmanı Op. Dr. Nimet Özalp Devseren, migren semptomları, çeşitleri ve tedavisi hakkında açıklamalarda bulundu.

Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op.Dr. Nimet Özalp Devseren, toplumda en çok yaygın olan baş ağrısı tipleri hakkında bilgi verdi. Devseren, “Baş ağrıları toplumda son derece yaygın bir problemdir. Dünya Sağlık Örgütüne göre toplumun yüzde 40’ı baş ağrısı sorunlarıyla uğraşıyor. Yaygın olmakla birlikte her başağrısı tipi aynı değildir. En sık görülen baş ağrısı problemlerini ‘migren’ , ‘gerilim tipi baş ağrısı’ , ‘sinüs hastalıklarına bağlı baş ağrıları’ olarak sayabiliriz” dedi.
“7-10 GÜN ARASI BAŞ AĞRISI ÇEKİYORSANIZ DOKTORA BAŞVURUN”
Op. Dr. Devseren, baş ağrısı rahatsızlığı çekenlerin özellikle 7 ila 10 gündür baş ağrısı çekiyorlarsa bir doktora başvurmaları gerektiği uyarısında bulundu. Ağrı tipleri ve belirtileri hakkında bilgi veren KBB Uzmanı Devseren şunları söyledi: “Migrendeki ağrı keskin zonklayıcı ve genellikle kafanın tek tarafını tutan ağrı ile karakterizedir. Baş ağrısı ile birlikte mide bulantısı, sürekli yorgunluk hissi, dengesizlik hissi, bulanık görme gibi semptomlar eşlik edebilir. Migren nörolojik bir altyapıya sahip, hatta genetik geçiş gösteren bir hastalıktır.”
Bir diğer baş ağrı tipinin gerilim tipi baş ağrıları olduğunu belirten Devseren, “Gün içinde tükettiğimiz yiyecek, içecek ile, rakım değişikliği ve stresten tetiklenebilen bir ağrı tipidir. Daha donuk, daha sızlayıcı, şakakları mengene ile sıkıyormuşsun gibi bir ağrı ile karaterizedir. Migren ile gerilim tipi, sinüs tipi baş ağrısının belirtileri birbirlerine benzeyebilir. Sinüs kaynaklı baş ağrıları öncesinde nezle, grip gibi viral bir hava yolu enfeksiyonu geçirilmiş oluyor.” şeklinde konuştu.
BAŞ AĞRISI SEMPTOMLARI VE TEDAVİSİ
“Ön yüzde bir dolgunluk, basınç hissi, öne eğilmekle ve yatmakla daha çok şiddetlenen bir baş ağrısı olur” vurgusunda bulunan Op. Dr. Nimet Devseren, “Bu baş ağrısı ile birlikte sinüs hastalıklarında çoğunlukla burun tıkanıklığı ve geniz akıntısı, öksürük, koku alamama gibi semptomlar eşlik edebilir. KBB muayenesi, endoskopik bakılarla, sinüs tomografisi çekilerek ağrıda ayırıcı tanıya gidilebilir. Enfeksiyona bağlı olabilir, alerjik burun etlerine bağlı sinüsler havalanmıyor ve bası altında kalmış olabilir. Sinüslerin içinde mukus ve retansiyon kisti olacak denilen yer kaplayıcı ekstra lezyonlara bağlı sinüs problemi olabilir. Bu problemlerin bazıları ilaçla, bazıları ise cerrahi müdahale ile tedavi edilebilir.” açıklaması yaptı.
Sağlık
KSÜ’de 14 Mart Tıp Bayramı ve Vefa Töreni Düzenlendi
Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi (KSÜ) Tıp Fakültesi tarafından “14 Mart Tıp Bayramı” ve “Çeyrek Asır Akademik Hizmet ve Vefa Töreni” düzenlendi.

KSÜ Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi Konferans Salonunda gerçekleştirilen törene, KSÜ Rektörü Prof. Dr. Mahmut Ak, Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Salih Yeşil ve Prof. Dr. Ramazan Çetintaş, Genel Sekreter İbrahim Palabıyık, Rektör Danışmanı Prof. Dr. Burak Telli, Hastane Başhekimi Prof. Dr. Sefa Resim ile akademik ve idari personel ve öğrenciler katıldı.
Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan program, açılış konuşmalarıyla devam etti.
Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hafize Öksüz konuşmasında tüm hekimlerin ve sağlık çalışanlarının 14 Mart Tıp Bayramı’nı kutlayarak, insan sağlığı için büyük özveriyle görev yapan sağlık çalışanlarının emeklerinin her zaman takdire şayan olduğunu ifade etti.
Tıp Fakültesinin en kıdemli öğretim üyesi Prof. Dr. İlhami Taner Kale ise konuşmasında hekimliğin fedakârlık ve sorumluluk gerektiren kutsal bir meslek olduğunu belirterek tüm sağlık çalışanlarının 14 Mart Tıp Bayramı’nı kutladı.
KSÜ Rektörü Prof. Dr. Mahmut Ak konuşmasında “Kıdemli mezunlarımızı, yeni öğrencilerimizi ve tüm meslektaşlarımızı bu güzel günün heyecanıyla selamlıyorum. Tıp mesleği, meslekler arasında en önde gelenlerden biridir. İnsanların hayatlarının en zor ve en hassas anlarında başvurduğu bir meslektir. Aynı zamanda savaş zamanlarında dahi dost düşman ayrımı yapmaksızın ihtiyaç duyan herkese yardım eden kutlu bir meslektir.
Çanakkale Savaşı’nın yıl dönümünü yaşadığımız bu günlerde Gelibolu’da sargı yeri olarak adlandırılan alanda görev yapan bir hekimin, yaralı askerlere şifa dağıtırken kendi oğluna bir ağacın gölgesinde müdahale etmek zorunda kaldığı ve ne yazık ki evladını kaybettiği anlatılır. Bu örnek, hekimlik mesleğinin ne kadar büyük bir fedakârlık ve sorumluluk bilinciyle yürütüldüğünü gösterir. Burası yalnızca tıp eğitiminin verildiği bir yer değil, aynı zamanda vatanın ihtiyaç duyduğu her an görev almaya hazır insanların yetiştiği bir kurumdur.
Tıbbi biyokimya alanında önemli çalışmalar yapan ve birçok tıp derneğinin kurulmasına öncülük eden Kırımlı Aziz Efendi, ülkemize Kızılay’ı kazandıran, Osmanlı Hilal-i Ahmer Cemiyetini kuran isimlerden biridir. Tıp mesleğinin Türkçe öğretilmesini önemseyen Kırımlı Ali Efendi ise 38 yıllık kısa ömründe hekimliğin vatan bilinciyle icra edilmesi gerektiğini gelecek nesillere aktaran önemli bir şahsiyettir.
Vatanımız bir dünya harikası olan coğrafyada yer almaktadır. Bu nedenle tarih boyunca pek çok mücadeleye sahne olmuştur. Milli Mücadele döneminde farklı devletler tarafından işgal edilmek istenen ülkemizde, 14 Mart tarihi aynı zamanda işgal kuvvetlerine karşı verilen mücadelenin ve milletin birlik ruhunun sembollerinden biri olmuştur. Gelecek adına en büyük ümidimiz ise hekimlerimiz ve sağlık camiamızdır.” dedi. tüm sağlık çalışanlarının 14 Mart Tıp Bayramı’nı kutlayarak, Tıp Fakültesine uzun yıllar emek veren, bilgi birikimleri ve özverili çalışmalarıyla tıp eğitimine ve sağlık hizmetlerine önemli katkılar sağlayan kıymetli akademisyenlere teşekkür etti.
Güzel Sanatlar Fakültesi Müzik Bölümü Araştırma Görevlisi Mehmet Karaca’nın gitar, Tıp Fakültesi öğrencisi Halil İbrahim Aydınlık’ın keman dinletisi ile devam eden programda Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hafize Öksüz, katkılarından dolayı sanatçılara teşekkür belgesi takdim etti.
Program, “Çeyrek Asır Akademik Hizmet ve Vefa Töreni” ile devam etti. Rektör Prof. Dr. Mahmut Ak, üniversitede uzun yıllar görev yapan öğretim üyelerine Çeyrek Asır Akademik Hizmet ve Vefa Plaketlerini takdim etti.
Sağlık
Prof. Dr. Ahmet Karacalar Uyardı: “Sadece Estetik Bir Sorun Değil!”
Estetik ve plastik cerrahinin duayen isimlerinden Prof. Dr. Ahmet Karacalar, toplumda “Buffalo Hump” olarak bilinen ense hörgücü konusunda hayati uyarılarda bulundu. Karacalar’a göre; ense görgücü (Buffalo hump) yalnızca estetik bir sorun değildir; büyüklüğüne ve altta yatan nedene bağlı olarak postür, kas-iskelet sistemi ve bazı sistemik sağlık sorunlarına yol açabilir.

OMURGADA AŞIRI YÜKLENME VE KRONİK AĞRI RİSKİ
Prof. Dr. Ahmet Karacalar , ense kökünde oluşan hacim artışının, başın doğal ekseninden öne doğru konumlanmasına neden olabileceğini belirtti. Bu durumun servikal omurgada aşırı yüklenme, boyun kaslarında kronik gerginlik, üst trapez ve levator scapula spazmı ile sık baş ağrısına yol açtığı vurgulanıyor. Ayrıca, büyük dorsoservikal yağ yastığının üst sırtın daha kambur görünmesine, zamanla omuzların öne düşmesine ve şiddetli sırt ağrılarına neden olduğu bildiriliyor.
SİSTEMİK HASTALIKLARIN HABERCİSİ OLABİLİR
Büyük hacimli vakalarda servikal sinir basısına bağlı uyuşma yaşandığını ifade eden Karacalar, Buffalo hump’ın bazen altta yatan bir hastalığın belirtisi olabileceğine dikkat çekiyor: “Cushing sendromu, hipertansiyon, diyabet ve osteoporoz bunlardan bazıları.” Özellikle uzun süreli oturma ve bilgisayar kullanımında ağrı artışının bu hastalar için kaçınılmaz olduğu belirtiliyor.
“SIRADAN BİR YAĞ DEĞİL, TEKNİK BİR BAKIŞ AÇISI ŞART”
Tedavi konusunda ise Prof. Dr. Ahmet Karacalar tek çözümün liposuctionla yağın alınması olduğunu söylüyor. Ancak cerrahi teknik konusunda çok kritik bir ayrımın altını çiziyor: “Ancak bu doku sadece yağ dokusu değildir. Fibröz dediğimiz sert bağ dokusu ile karışık yağdır. Bu nedenle teknik olarak farklı bir bakış açısı gerektirir.”







































